Bafra Ovası Türkiye’nin üçüncü büyük delta düzlüğüdür. Bu sahanın ortasında Sivas’dan yola çıkıp dağları delip Bafra’da Karadeniz’e dökülen Kızılırmak on binlerce yıldır oluşturduğu ova ve deltanın gelişmesine yardımcı olan doğuda Taflan (Kurugökçe) deresinden batıda Alaçam (Uluçay) deresine kadar olan ve arkadaki dağlardan süzülerek denize akan ufak dereler çaylar bu coğrafyayı eşsiz bir güzellik ile süslemiştir. Balık gölü denizi ırmağı ile bir doğa harikası olan Bafra Ovası 56 bin hektarlık alanıyla Türkiye’nin en büyük deltalarındandır. Saha bir bütün olarak, kuzeyden Karadeniz’le, güneyden ise dağlarla çevrilidir. Bu bölgede balıkçılık tarım en büyük geçim kaynağıdır.

Dereköy 1925 yılından beri aynı adı taşımaktadır. Daha önceleri Samsun merkez ilçeye bağlıyken, 4 Temmuz 1987’de eski ismi Engiz olan hala halk arasında Engiz diye bilinen 19 Mayıs ilçesine bağlandı. Bağlandığı ilçeye 3 km Samsun’a da 30 km uzaklıktadır. 8 Aralık 1988 tarihinde belediye statüsü alarak beldeye dönüştü. 12 Kasım 2012’de TBMM’de kabul edilen 6360 sayılı kanun ile mahalle oldu.
Dereköy 20. yüzyıl başında Rum Ortodoks yerleşim yeriydi. 130 yıl önce Batum’dan göç eden Kürtler yerleştirildi. 1923 yılından itibaren Rumlar mübadelede gidince bura ve çevresine büyük çoğunluğunu Trabzon ilinin Sürmene, Of, Tonya ilçelerinden gelenler sonra’da Rize –Çayeli, Tonya ilçelerinden gelenler ve y Çepni Türkmenleri yerleştirildi. Tabi yerleştirme yalnız Dereköy’e değil Alaçam, Bafra , 19 Mayıs derken Samsun Çarşamba’ya kadar uzanıyordu. Dereköy bir sahil beldesi olduğu için 1980’lerden itibaren çoğunlukla yazlıkçılardan oluşan bir yerleşim yerine dönüşmüştür.

19 Mayıs ilçesi Dereköy’e yapılan Balıkçı Barınağı bölgenin en gelişmiş ve gelir getiren balıkçı barınaklarından biridir. Fakat yanlış bir mühendislik planlamasıyla Samsun’un en popüler yeri olan Atakum kıyı şeridine kadar olan bölge de kıyı erozyonuna neden olmuş hemen yakınındaki Çatalçam yok olmuş Atakum’u da tehdit etmektedir. Bu durum doğanın tahribi yanında dalgaların yönünün değişmesiyle sahillerin bataklık durumuna dönüşüp boğulma vakalarınında artışına da neden olmaktadır. Dereköy Limanın yanlış yapılaşmasıyla Samsun’a yani doğu tarafına doğru bir kıyı erozyonu başladı.
Yaklaşık 14 km’lik Dereköy’den Körfezdeki limana kadar olan bölümde kıyı erozyonu nedeniyle kıyı kesiminin doğal yapısı bozuldu. Aynı zamanda kayaların aşınmasından dolayı deniz suyunda kil çökmesi oluştu. Suyun dibine çöken kil tabakasının çoğalması ve ani dalgaların etkisiyle boğulma vakalarında da artış yaşanıyor. Bu arada Samsun’da denizde avcılık yapıp da balıklarını bırakacakları 5 tane barınak noktası var. Bunlar, Terme Balıkçı Barınağı, Canik Balıkçı Barınağı, Ondokuz Mayıs Dereköy Balıkçı Barınağı, Alaçam Toplu Doyuran Balıkçı Barınağı, Yakakent Küplü Ağzı Balıkçı Barınağı diye sıralanıyor. Bunların hepsi bölgeye hatırı sayılır gelir sağlıyor. Samsun’da balıkçıların en çok çıkış yaptığı noktalar arasında Dereköy Balıkçı Barınağı ilk sırada yer alıyor.
Bunun nedeni bu bölgenin sahillerinde batıdan doğuya doğru kum hareketi olması sebebi ile, denizde bu hareketi önleyici bir yapı yapıldığında yapının batı tarafında kum dolgu alanı oluşmakta, doğu tarafında ise deniz ve kıyı tahribatı meydana gelmektedir. Böylece bir bölgede sahil her geçen gün denize kayıyor. Bu erozyonu önlemek için bölgeye ‘T’ şeklinde yapılar yapıldı fakat doğaya yanlış müdahale edildiğinden erozyonun önüne bir türlü geçilemedi. Deniz sahili yutmaya devam ediyor.
Bu durum Yakakent Balıkçı Barınağında, Dereköy Balıkçı Barınağında ve en son Tersane alanı olarak ayrılan Alan için yapılan Tersane Limanında çok acı bir şekilde yaşanmıştır. Dereköy Balıkçı Barınağının yapımından sonra Dereköy, Erenköy, Taflan, Çatalçam’ kıyılarında deniz tahribatı oluşmuş, tahribat halen devam ederek Altınkum’a doğru ilerlemektedir. Şu ana kadar yaklaşık 10 km lik sahil şeridinde kumsal yok olmuş, tahribatı önlemek üzere deniz içine yapılan taş tahkimatlar nedeniyle doğal yapı tamamen bozulmuştur. Deniz sahili yutmaya devam etmektedir.
Bir de bunun yanında Samsun’a yakın Kurupelit Yat Limanı doldurularak hayata geçirilecek olan marina projesinin gerçekleşmesi durumunda Atakum sahilinde belirli bölümlerinin hizmete kapatılmasının gündeme geleceğine Kurupelit Yat Limanı önünde ilave bir tesis yapılması durumunda, Dereköy Balıkçı barınağında olduğu gibi barınağın doğusunda deniz tahribatı başlayacak, Kurupelit ve doğusunda Atakum bölgesinde kumsallar yok olacak, doğal yapı bozulacak, şehir için önemli bir rekreasyon ve düzenleme alanı olan Atakum sahil şeridi kaybedilmiş olacaktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde ona bağışlanan doğa harikası yerler böyle bilinçsizlikle yok edilmez.
Dereköy’den Gelip Geçen Bir Daha Görülmesi Zor Bir Karakter Hamit Genç (1946-2021)
Hamit Genç’i kelimelerle anlatmak mümkün değildir. Ailesi Bafra’ya 1920’li yıllarda Sürmene’den göç etmişti.. O yıllarda Bafra’dan İstanbul’a gezmek için giden bile parmakla sayılırken babası 1940’lı yıllarda Galasaray Lisesi’ni bitirmişti. Babasını bizzat tanıdım çok kibar ve bilgili bir beyefendiydi. Hamit’de bir süre ingilizce öğretmenliği yapmış sonra ticarete atılmıştı. Paraya pula önem vermediği için ticarette iflas etmesi kaçınılmazdı. O iflası parasızlığı sorun edecek bir adam değildi. Bafra’dan eşiyle beraber Dereköy’e taşınmıştı.
Dereköy’e yerleşir yerleşmez buranın bir cazibe merkezi olması için canla başla çalıştı. Bura için devamlı projeler geliştirdi. Kısa mesafeli piste inip kalkan birkaç kişi taşıyabilen ve uçuş eğitimi vermek için uygun olan 1982 yılında üretimi durdurulan Amerikan Cessna uçakları için Dereköy’de arkadaşları ile beraber bir pist yaptı. Bu uçaklardan ve benzerlerinden de getirtti. Tepelerden veya yüksek dağlardan uçmak yerine bir motorun yardımıyla yerden paraşütle havalanarak yükselme sağlayan Paramotor” ya da “Powered Paragliding” (PPG) pilotlarını getirip burada gösteri yaptırdı. Devamlı Ata tohumu, doğal ilaçsız tarım konusunda projeler yapardı. Ekmeklerin bir poşet içinde el değmeden satılması için çok uğraştı.
Davranış, hayat görüşü, dünyaya boş vermişliği ve de tip olarak aynen Neyzen Tevfik(1879-1953)’e benzerdi. Neyzen Tevfik’in de ailesi Bafra’nın Kolay köyündendi. Babası Bodrum’da öğretmen ile Bodrum’da doğmuştu. Eğer Hamit Neyzen Tevfik’den sonra doğsaydı kesinlikle Hamit’in Neyzen’in tekrar bedenleşerek dün yay gelmiş hali diyebilirdim. Hamit büyük birhümanist çok müşfik bir dost bir çevre aşığıydı. Bir kişinin hakkında kötü bir söz söylediğini hiç duymadım.
Bafra’da doğal ekmek yatırınca fırıncılardan sen bizim ekmeğimizi elimizden mi alacaksın diye dayak yedi. Onu dövenlere hiç kin bağlamadı şikayet etmedi. Korktuğundan değil yapısı böyleydi. Onlarında kendilerine göre haklılık payları var dedi . Sonra fırıncılar onun melek gib ibiri olduğunu görünce gelip özür dilemişlerdi. Yalnız Dereköy’ün değil Bafra’nında ekonomik sosyal hayatına yön verecek projeler geliştirmişti.
Dereköy gibi cennet köşesinde özel bir petrol şirketi petrol depolama nakil istasyonu kurmayı planlamış eski belediye de ekstra gelir için buna olumlu bakıyordu. Hamit buna karşı mücadeleye başlamış işi medyaya kadar taşımış olay duyulunca plan iptal edilmişti. Belediye Başkanı bu olaya çok kızmış Hamit’in yazlığının bahçesi tapunun dışına çıkıyor diye belediye kepçelerini diğer bahçelere ellemeyerek Hamit’in bahçesine sokmuş burayı çocuk parkı yapmıştı. Hamit bajna bak gördün mü benim sayemde Dereköy’ün çocukları oyun parkı kazandı demişti.
Doğada hiçbir canlının zarar görmesini istemezdi. Evine giren fareyi bile tutar doğaya bırakırdı. Bahçesinde bulduğu yılanları öldürmezdi Bir keresinde bulduğu yılanı Bafra’ya götürmek için minibüsüne koymuş onun orda olduğunu unutmuş yazlıkta kalan kayınvalidesi beni de Bafra’ya görür deyince yılan aklına gelmiş ha bire kayınvalidesinin oturduğu yere arkalara bakıyormuş kayınvalidesi oğlum kaza yapacaksın önüne baksan ne arıyorsun deyince çok saf ve temiz olduğu için anneciğim arabaya yılan koymuştum nerede acaba diye bakıyorum deyince kaynanası birden çığlık atmış durduuuur arabayı hemen inecem Allahın manyağı deyip daha araba tam durmadan kendisini aşağı atmış. kadın hayatının şokunu yaşarken o gayet sakin anneciğim neden panik yapıyorsun yılan bir şey yapmaz diyormuş.
Hamit’in tamamen sinirleri alınmıştı. O en tanıdığı biri de ölse bir üzüntü belirtisi göstermez olayı gayet doğal karşılardı. Ölümü insanın huzura kavuşması olarak görür kendisi de hiç ölümden korkmazdı. Biz ona kendine bakmıyorsun çok sigara ve içki içiyorsun deyince bize gülerdi. Ölümdem ne kadar çok korkuyorsunuz derdi. Bir gün Dereköy’den Bafra’ya giderken Karaköy Harası(şimdi organik üretim yapan Yeşil Küre Çiftliği)önünde birine çarpıp adamın ölümüne sebep olmuştu. Sokakta hasta bir kedi köpek görse üzülüp eve götürüp bakan Hamit’e olayı sorduğumuzda hiç oralı değildi. Eceli geldi öldü diyordu. Fakat iş bununla bitmemişti. Savcı olay yerinde bir görgü tanığı ile olayı çözmeye çalışırken görgü tanığına da yoldan geçen bir araba çarparak vefatına neden olmuştu. Hamit’e neredeyse toplu ölüme neden olduğunu hatırlatınca gayet sakin vadeleri gelmişti yapılacak bir şey yok demişti.
19 Mayıs beldesi’nin ileri gelenlerinden bir abimiz burada Organik Tarım Müzesi yaptırmış açılışına da bir çok uzmanı çağırmıştı. Benim de TEMA’nın kurucusu, onursal başkanı rahmetli Hayrettin Karaca(1922-2020) ile samimi olduğumu bildiğinden Hayrettin beyi açılışa getirirmisin dedi. Ben Hayrettin bey ile sık sık görüştüğüm için son sıralarda uzak mesafeye gidemiyor bir sorayım dedim. Sordum evladım uzun yol benim için zor oluyor senide kıramıyorum geleyim dedi.
Hayrettin bey ile İstanbul’dan uçakla Samsun’a oradan Bafra’ya benim eve geçtik, Sonra Hamit’in yazlığının hemen yanı başında bizim akrabaların villasının onu ağırlamak için daha uygun olduğunu düşündük. Hem müzeye de çok yakındı. Hayrettin Karaca burayı sevdi. Aynı zamanda Hamit ile birbirlerini tanıyorlardı gecen ana konusu Hamit’in maceraları olmuştu. Karaca iyi ki geldim dedi. Karaca ben yukarı katta değil aşağıda yatayım tuvalete gitmem kolay olur İsmail sende bu katta yat dedi.
Birden Hamit devreye girdi Hayrettin abi bu şerefi bana ver ben sana gece yardımcı olurum deyince Karaca ben mi sana bakıcansın yoksa ben mi sana deyince gülmüştük. Hamit her akşam olduğu gibi yine epey alkol almıştı. Alkol aldığında çenesi hiç durmaz uykusunda bile konuşur çeşitli senaryolar yazardı. Gece yarısı arkadaşlar beni uyandırdı Hayrettin bey seni istiyor deyince eyvah dedim. Karaca beni görünce İsmail dedi bu manyak devamlı rüyasında birileri ile konuşuyor bir de bunu uyandırmak mümkün değil beni gece hiç uyutmadı alın bunu buradan sen yanımda kal deyince Hamit’i evine yollamıştık.
Ertesi sabah Hamit erken kalkıp gelmiş Hayrettin beye hiç bir şey olmamış gibi günaydın abi gece iyi uyudun mu deyince Hayrettin abi deyince Karaca hiç cevap vermemişti. Hayrettin Karaca’dan çok şey öğrendim. Bana doğa ile ilgili bir çok İngilizce kaynak kitap vermiş bana her fırsatta bilgi birikimlerini aktarmıştı. Hamit gibi bir karakteri tanımak da ayrı bir yaşam tecrübesiydi.