İBRAHİM UYSAL


ÜLEN ABEM, GEL BAKİM BURAYA!..

Gurbet ellerinde, çok şanssız bir şehirdir şu ANTALYA. Kimi, kimsesi yoktur, hâlâ yalanı olmasa da yerlisi ile, yabancısı ile talanı oldum olasıya çoktur!..


(Rıfat ARAS Abemin anısına)

Bu sözü duyanlar, meramın ne olduğunu anlarlar; "Bir zamanlar" demeyi sevmem ama evet bir zamanlar, Antalya sokakları böyle konuşmalar, mırıldanmalar ile çınlardı. 

     Portakal, mandalina, limon ve turunçgillerin her bir çeşidinin her mevsim ayrı bir kokusunun olduğu sokaklarda içten, sevecen, sıcacık sohbetler yapılırdı yol kenarlarında.

    Evet ya, değerli Üstat Yaşar Kemal'in Demirciler Çarşısı Cinayeti romanında ki o güzel sözü gibi, "O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler…” Hem de arkalarına bile bakmadan.

    Oysa bizler gözyaşlarımızı ayrıkların hüznüne katık edip, yutkunuyorduk her seferinde.

    Gurbet ellerinde, çok şanssız bir şehirdir şu ANTALYA. Kimi, kimsesi yoktur, hâlâ yalanı olmasa da yerlisi ile, yabancısı ile talanı oldum olasıya çoktur!..

    O yıllar Ankaradaki Antalyalılar Derneği Başkanıyım, "Antalyalılar, Geleneksel Portakal Gecesi" daveti için elimdeki telefon rehberinden tek tek hemşehrilerimizi arıyorum.

     Benim davet konuşmam bitti, sözü o almıştı.

    "Ülen abem, nerden buldun sen beni ya" ile başlamıştı Antalya şivesi ile konuşmaya. Bilenler bilir eski Antalya, Kalekapısı, Şarampol, Kemiklik ve dolayları idi. Ve Antalya'nın yerlilerinin konuşmaları ve şiveleri de hep birbirine benzerdi.

    "Abem, tamam geleceğim geceye ama sana bir uğramam gerek" diyerek kapatmıştık telefonu.

     Antalya'nın yetiştirdiği en değerli entellektüellerden birisi; 

    Radyo Programcısı, o yıllar TRT'de Tv belgesel yapımcısı, Gazeteci, ....., .... televizyonlar o yıllar tepelere kurulan yansıtıcılar aracılığı ile yayın yaparlardı. Tepelere kurulan TRT vericilerinin teknik ekip çalışanı, on parmağında on marifet.

     Bugün hayal gibi ama o yıllar için devrim niteliğinde bir buluşun patentini almıştı. Şimdi, habire ekranların en altından geçen yazıların ilk mucidi o idi.

    O yıllar, ben de YEŞİLÇAM ile Bakanlığın yürüttüğü Sinema ve Belgesel Film yapım çalışmasının, Bakanlık temsilcisi idim. GMK Bulvarındaki yerimize gelmiş, uzun uzun o patenti, Antalya'yı, ortak tanıdıkları konuşmuş, konuşmuştuk.

    Bir hafta sonu da O'nun, Tunus Caddesindeki bürosuna gitmiştim. Mütevazi bir büro idi ama kitaplar, film şeritleri, fotoğraflar, tablolar tam bir entelektüel büro görünümündeydi.

    O, 1967'de TRT Ankara Radyosundan sunucu/spiker olarak nasıl işe başladığını, 1976 yılında Erzurum radyosuna nasıl sürgün edildiğini; 1980 darbesi ile nasıl TRT'deki işinden olduğunu, daha sonra Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulunda (şimdi İletişim Fakültesi) nasıl dersler vermeye başladığını, olanları anlatmıştı.